30 Ekim 2014 Perşembe

Hayata Dair




“Korkunun esirlerinin kapatıldığı devasa hapishaneler olan günümüzün kentlerinde kalelerin ismi ev olurken, giyilen zırhlara da kıyafet deniyor.
Bir olağanüstü hal durumu. Gevşeme, önlemini al, kimseye güvenme. Dünyanın efendileri alarm zilini çalıyorlar. Cezadan muaf bir şekilde doğanın ırzına geçen, ülkeleri esir alan, maaşlardan çalan ve insanları öldüren bu güçler bizi uyarıyorlar: Dikkat edin! Sefil varoşlarda siper almış tehlikeli kalabalıklar kıskançlıklarını kemirerek ve hınçlarını yudumlayarak fırsat kolluyorlar.
Yoksullar: Adam yerine konmayanlar, savaşta ölenler, hapishaneleri dolduranlar, her zaman çalışmaya hazır kollar, kullan-at kollar.
Sessizleştirerek öldüren açlık, sesini çıkarmayanları öldürüyor. Uzmanlar, yoksulluk uzmanları onlardan bahsediyor: Onların çalışmadıkları işleri, yemedikleri yemekleri, olmayan kilolarını, olmayan boylarını, sahip olmadıkları, düşünmedikleri, oylamadıkları, inanmadıkları şeyleri anlatıyorlar.
Oysaki bizim tek bilmek istediğimiz yoksulların neden yoksul oldukları. Sakın onların açlığı bizi doyuruyor ve çıplaklığı giydiriyor olmasın?”

Eduardo Galeano

Mr Best Notu : Çok beğendiğim bu hayata bakışı sizinle de paylaşmak istedim . . .

27 Ekim 2014 Pazartesi

Vahid Halilhodzic in 4 yediği maçlar



Trabzonspor teknik direktörü Halilhodzic, Gaziantepspor maçı sonrası hiçbir takımın başında 4 gol yemediğini idda etti bizde araştırdık. Ve Halilhodzic in anlık gel gitler yaşadığı sonucuna vardık. işte Halilhodzic in 4 gol yediği maçlar;

2005 - 2006 sezonu Trabzon, Kayserispor maçından 4-2 lik malubiyetle ayrıldı. ( yine Trabzon altını çizmek istedik )

2001 - 2002 sezonu Halilhodzic bu sefer Lille takımının başında rakip Rennes skor 4-0 ( tarih eski sanıyoruz ki hafıza o kısımı silmiş ) Aynı sezon birde Lyon a 4-2 kaybetmiş Vahid hoca.

2002 - 2003 sezonu bu sefer çalıştırdığı takım Rennes bir önceki sezon 4 yediği takım sanıyorum ki o maçta Rennes den etkilenmiş olacak ki bir sonraki yıl oraya geçmiş. Bu sefer daha kabul edilebilir bir skorla Bordeaux ya 4-3 lük skorla kaybetmiş Vahid hoca. Ama bu araştırmadan anladığımız üzere en çok Lyon dan çekmiş vahid hoca bu seferde 4-1 gibi bir skorla yenilmiş Lyon a.( sanıyoruz ki Lyon nefreti o yıllarda başlamış )

2003 - 2004 sezonunda bu sefer PSG nin başında boşnak teknik adam rakip Monaco skor 4-2.

Buradan anlıyoruz ki Vahid hoca dünden önce 6 dün ile birlikte toplam da 7 maçta 4 gol yeme duygusunu yaşamış. Bu unutkanlığına yardımcı olması bakımından Vahid hocaya günde 2-3 yemek kaşığı yaban mersini öneriyoruz.

Mr Best


15 Ekim 2014 Çarşamba

Çobanlıktan krallığa bir efsane öyküsü : HAGİ


5 Şubat 1965 tarihinde göçmen bir Makedon ailenin dördüncü çocuğu olarak Romanya'nın Köstence şehrinde doğdu. Yoksul bir çocukluk dönemi geçiren Hagi, komünist lider Nikolai Çavuşesku'nun diktatörlük döneminde yetişti. Antrenmanlardan ve okuldan arta kalan zamanlarda çobanlık yaptı.

Dedesinden aldığı 'Gheorghe' isminin yerine kısaca Gica denildi, 'Karpatların Maradonası' lakabıyla ünlendi. Futbol hayatına 1979-80 sezonunda Farul Köstence takımında başladı. Köstence takımıyla 18 maça çıktı, rakip filelere 17 gol gönderdi. Bükreş İktisadi Bilimler Akademisi'ni bitirdi. 29 Ocak 1983'de Romanya Milli Takımı kafilesiyle ilk kez İstanbul'a geldi.

1983-84 sezonunda Spartul Studentesc takımına transfer oldu. Spartul formasıyla çıktığı 108 maçta 58 gole imza atan Hagi, 1985-86 sezonunda rakip filelere 31 gol göndererek, gol kralı oldu. 1985 yılında Romanya'da 'Yılın Futbolcusu' seçildi.

10 Ağustos 1983'de Norveç ile Romanya arasında yapılan hazırlık maçında henüz 18 yaşındayken Romanya Milli Takımı'nın formasını ilk kez giydi. A Takıma yükselmeden önce 49 kez U16, U17 ve U18 takımlarının formasını taşırken, 4 kez Olimpiyat takımına seçildi. 65 kez Romanya Milli Takımı'nın kaptanlığını yaptı. 125 kez giydiği milli forma altında 35 gol kaydetti.



Çavuşesku'nun kardeşi Ilie'nin aracılığıyla Steaua Bükreş'e imza attı. Kariyerinin en parlak yıllarını geçirdiği Steaua'da, 3 lig şampiyonluğu ve bir Avrupa Süper Kupası kazandı. 5 Nisan 1989'da Romanya'da ve iki hafta sonra İstanbul'da oynanan Şampiyon Kulüpler Kupasın da yarı final maçlarında Galatasaray'a karşı forma giydi ve bir de gol attı. İlk maçı 4-0 kazanan Steaua Bükreş, rövanşta 1-1 berabere kaldığı Galatasaray'ı eleyerek finale çıktı. Steaua Bükreş takımında 97 maça çıktı ve 76 kez ağları havalandırdı.

1990 Dünya Kupası'nda sergilediği futbolla dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Yurt dışından cazip teklifler alan Rumen yıldız, Real Madrid Kulübü ile sözleşme imzaladı. İspanyol ekibinin formasıyla 64 lig maçına çıktı, 14 gol attı. Real Madrid'e transferi ile başlayan ve Romanya'da "Hagi Dosyası" adıyla bilinen, yurtdışına transfer olan futbolculardan Federasyon adına rüşvet istenmesi hakkında 1997 yılında soruşturma başlatıldı. 1992 yılında İtalya'nın Brescia takımına geçti. 1994 Dünya Kupası'nda muhteşem performansıyla taraflı tarafsız herkesin takdirini topladı.

İspanya'ya geri dönmeye karar verdi ve Barcelona forması giymeye başladı. İkinci İspanya macerasını 36 maç ve 7 golle tamamladı. 1996'da Katalan ekibindeki son maçına çıktı.1996 yılında 31 yaşındayken Galatasaray'la 4 yıllık sözleşme imzaladı. Yaşı nedeniyle sert eleştirilere maruz kaldı. Ezeli rakiplerin taraftarları tarafından maddi sıkıntı çeken Galatasaray'ın ancak böyle yaşlı futbolcular alabileceği yorumları yapıldı.

İlk üç maçında attığı galibiyet golleriyle kalitesini gösterdi. Kısa sürede taraflı tarafsız herkesin beğenisini kazandı. Ali Sami Yen tribünlerinde "I Love You Hagi" sloganları yankılanmaya başladı. Çoğu futbolsever tarafından "Türkiye'de oynayan gelmiş geçmiş en iyi yabancı oyuncu" olarak gösterildi. Anne ve babasının ölümü üzerine 40 gün saçını ve sakalını kesmeyişi, İstiklal Marşı okunurken sağ elini kalbinin üzerine koymasıyla gönüllere taht kurdu.



İdmanlardan sonra özel olarak çalıştırdığı Emre Belözoğlu'nun tecrübe kazanmasında ve tekniğini geliştirmesinde başrolü oynadı. 2000 yılında Inter'e transfer olan milli futbolcunun, Avrupa'ya gitmesinde en büyük pay sahiplerinden oldu.

Maç içerinde sinirlerine hakim olamadığı, çok sayıda kart gördüğü için eleştirildi. 2000 yılında oynanan Galatasaray-Monaco Şampiyonlar Ligi maçında Riise'ye attığı tekme nedeniyle kırmızı kart gördü. UEFA Disiplin Kurulu, Rumen futbolcuya 5 maç ceza verdi. Daha sonra sarı-kırmızılı kulübünün itirazını görüşen UEFA, Hagi'nin cezasını 2 maça indirdi.

10 Mart 2001 tarihinde oynanan Galatasaray-Gençlerbirliği maçında hakem Erol Ersoy'a tükürüp ayağına bastı ve maçtan sonra kameralar karşısında 'hırsız' dedi. PFDK tarafından 6 maç cezaya çarptırıldı. Hakem Ersoy'un açtığı dava 4,5 yıl sonra sonuçlandı. Hagi 17 ay hapis, 307 YTL para cezasına çarptırılırken, hapis cezaları para cezasına çevrildi. 2 bin 857 YTL para cezası, sabıkasız oluşu ve bu suçu bir daha işlemeyeceği göz önüne alınarak ertelendi.

Frikik golleri, şık çalımları ve muhteşem sol ayağıyla futbolseverlerin seyir zevki yüksek maçlar izlemesini sağladı. Monaco, Atletico Bilbao ve Borussia Dortmund'a uzaktan attığı goller ve Real Madrid maçında Roberto Carlos'a attığı şık çalım hafızalara kazındı. Galatasaray tarihine adını altın harflerle yazdırdı.

Sarı-kırmızılı takımın üst üste 4 lig şampiyonluğu, 2 Türkiye Kupası, UEFA Kupası ve Süper Kupa kazanan efsane kadrosunda yer aldı. Takımın saha içerinde liderliğini yaptı. Metin Oktay'ın ardından 10 numaralı forması Galatasaray Müzesi'nin duvarlarında asılı duran ikinci futbolcu oldu.

Birçok yıldız futbolcu gibi O'nun da şans getirdiğine inandığı bir uğuru vardı. Sahaya çorabının alt kısmını keserek çıkıyordu. Takım arkadaşlarına çorabını kesmediği maçlarda şansının kötü gittiğini söylemişti.

Galatasaray, Hagi'nin yerini bir türlü dolduramadı. Rumen yıldızdan sonra büyük ümitlerle transfer edilen onca isim 10 numara sorununu çözemedi. Hagi'den sonra uzun yıllar etkili serbest vuruş kullanan, frikikten gol atabilen futbolcu özlemi çekildi.

Futbol hayatına muhteşem bir jübileyle nokta koydu. 24 Nisan 2001 tarihinde Dünya Karması'na karşı son kez Romanya Milli Takımı formasını giydi. Hagi'nin 2 gol pası verdiği, Okan'ın bir gol attığı jübile maçı 2-2 sonuçlandı. Tam bir şölen havası içinde geçen karşılaşmayı 60 bin futbolsever izledi.

23 yıllık futbol yaşamında 743 maça çıkan Hagi, toplam 294 gol attı. Ülkesinde 6 kez yılın futbolcusu seçildi. 1990, 1994 ve 1998 Dünya Kupaları'nda, EURO 96'da ve EURO 2000'de forma giydi. Futbola veda ettikten sonra Romanya Milli Takımı'nın başına geçti. Takımını 2002 Dünya Kupası Finalleri'ne taşıyamayınca görevinden ayrıldı.

2002'de FIFA'nın internet sitesinde düzenlenen "Dünya Kupalarının En Güzel Golleri" yarışmasmasında, 94 Dünya Kupası'nda 45 metreden Kolombiya'ya attığı aşırtma gol, ilk 10 içerisinde yer aldı. Bu karşılaşmada Kolombiya'nın kalesini Beşiktaş'ın eski file bekçisi Oscar Cordoba koruyordu.

2002 yılında Romanya'nın haftalık ekonomi-finans dergisi Capital, ülkenin ilk 100 zenginini açıkladı. Romanya futbolunun kralı Gheorghe Hagi 40 milyon dolarla 49'uncu, Mircea Lucescu 53'üncü, Gheorghe Popescu 30 milyon dolarla 71'nci sırada gösterildi.

Romanya'nın Köstence kentinde lüks bir otel yaptırdı. Romanya'nın en lüks otelleri arasına giren otele 'İaki' adını verdi.Oteldeki bir barın adını Galatasaray'da da giydiği 10 numaralı formasının anısına '10' koydu.




2003-2004 sezonunda Bursaspor yönetiminin teknik direktörlük teklifini kabul etti. Türkiye'ye dönüşü yeşil-beyazlı taraftarlar ve basın tarafından coşkuyla karşılandı. Ancak üst üste alınan kötü sonuçlar üzerine ligin 12. haftasında görevinden istifa etti. 2004 yılında Fatih Terim'in Galatasaray'dan ayrılmasıyla 27. haftada Galatasaray'ın yeni teknik direktörü oldu. İlk sezonunda sarı-kırmızılı takıma göze hoş gelen futbol oynatmasına karşın yeni sezona beklentileri karşılayamadı.

Düzenlediği basın toplantısında yaptığı sert açıklamalar, Galatasaray'da krize neden oldu. Yönetimde kendisini istemeyenlerin bulunduğunu vurgulayan Rumen çalıştırıcı, taraftarların Bursaspor maçındaki tepkileri için 'İçeriden manipüle ediliyor. Arkamdan tekmelendim' dedi. Sarı-kırmızılı yönetim hemen toplandı, Hagi'nin basın önünde özür dilemesi üzerine gerginlik tatlıya bağlandı.

12 Mayıs 2005 tarihinde Hagi yönetimindeki Galatasaray, ezeli rakibi Fenerbahçe'yi 5-1 gibi farklı bir skorla mağlup ederek, 43. Türkiye Kupası'nı müzesine götürdü. Oyuncu seçimi ve oyun taktiği nedeniyle Hagi'ye övgüler yağdırıldı.




İspanya'nın yüksek trajlı gazetesi Elmundo Deportivo'nun, "Barcelona tarihinin en güzel golü" adlı anketinde ilk sırada yer aldı. 35 bini aşkın taraftarın katıldığı oylamada Hagi, 1994-1995 sezonunda Barcelona forması giyerken Celta Vigo ağlarına gönderdiği muhteşem golle oyların yüzde 40.9'unu almayı başardı.

"Türkiye'de forma giyen en kariyerli yabancı futbolcu kim?" anketinde, Galatasaray formasını giydiği 5 sezonda 4 lig şampiyonluğu, 1 UEFA ve 1 Süper Kupa zaferi yaşayan Hagi, yüzde 50,8 (28.953 oy) ile en fazla oyu alan futbolcu oldu. Rumen yıldızı, yüzde 32 oy (18.217) oranıyla Roberto Carlos izlerken, Beşiktaşlı Ricardinho yüzde 4,9 (2.764) ile üçüncü oldu.

G.Saray'dan olaylı şekilde ayrılan Gheorghe Hagi, 2002 yılında kurulan Romanya Ligi'nin genç takımlarından Politehnica AEK Timisoara ile anlaştı. 2007'de Steaua Bükreş'in başına geçti, ancak bu takımda da tutunamadı. İlk 11'i değiştirmesi talimatıveren kulüp başkanı Gigi Becali ile anlaşmazlık yaşayan Hagi, takımının Şampiyonlar Ligi'nde Slavia Prag'a 2-1 yenilmesinin ardından görevi bıraktı. 2010-2011'de Rijkaard'ın ardından bir kez daha takımın başına geçti ancak yaşanan çöküşe o da engel olamadı ve sezon sona ermeden Hagi ile yollar bir kez daha ayrıldı.

Hürriyet gazetesinden alıntıdır

Türk Futbolunun Temel Problemi; ALTYAPILAR


Türkiye'de milyonların sevgilisi futbolda birçok yıldız adayı altyapılarda varolma mücadelesi veriyorlar. Eskiden birçok yıldızın çıktığı Türk futbolunda şimdilerde Avrupa çapında oyuncu sayısı bir elin parmakları kadar.

Profesyonel Futbolcular Gözlem Grubu'nun bu yıl üçüncüsüne imza attığı 'Avrupa'daki Futbolcuların Demografisi' isimli rapor, Türkiye'nin altyapıdaki eksikliğini gözler önüne seriyor. Geçen yılı değerlendiren ilginç notların yer aldığı rapora göre altyapıdan yetiştirdiği oyunculara en az şans tanıyan ülkelerden biri Türkiye. Türk futbolunda forvet oyuncularının sadece yüzde 3,9'u altyapıdan geliyor. Önceki sezon Bursaspor, 15,4 ile altyapıdan futbolculara lig maçlarında en fazla süre veren takım. Yeşil-Beyazlıları yüzde 14,6 ile Gençlerbirliği, yüzde 11,6 ile Beşiktaş, yüzde 11,1 ile Fenerbahçe izliyor.

İspanya ve Almanya liglerinde yer alan çoğu takımda bu oran yüzde 40'ın üstünde. Elbette tek sorun altyapı değil. Başka sorunları da var Türk futbolunun. Ancak dünya futbolunda başarı gösteren kulüplerin birçoğu altyapıya büyük önem veriyor.
Türk futbolunda neden altyapıdan futbolcu çıkmıyor? Büyük kulüplerin altyapıdan A takıma fazla oyuncu çıkarmamaları başlıca sorunu teşkil ediyor. Kendi haline bırakılan altyapılar, zar zor ayakta kalıyor. Yetenekli futbolcular, yer aldığı kulübün A takımına yükselemeyince kaybolup gidiyorlar. Genç yeteneklerin bir an önce para kazanmak istemeleri de yıldız olmadan futboldan kopmalarına yol açıyor. Ülkemizdeki altyapı kulüplerinin birçoğu yeteri kadar teknik donanıma da sahip değil. Üstüne üstlük bir de altyapı futbolcuları sağlıksız koşullarda çalışıyorlar. Oynadıkları maçlarda sahada doktor bulunmuyor.
Oysa Avrupa'da saydığımız bu sorunlar çoktan aşıldığı gibi, adaylar 16'sında büyük takımlara girme hayalini kurabiliyor. Türkiye'de yokluklar içinde yüzen kulüplerimiz, önemli başarılara da imza atabiliyor. İşte Türkiye'de altyapıda başarıya imza atmış en başlıca kulüplerden bir tanesi bu yıl TFF 2. Lig'e yükselen Gaziosmanpaşa.
Gaziosmanpaşa Kulübü, son iki yılında U-17 ve 18'de Türkiye şampiyonluğunu elde etmiş. Türk futboluna damgasını vurmuş birçok yıldız Gaziosmanpaşa'nın toprak sahasından çıkmış. Kulüp, bu zamana kadar gösterdiği başarıları, oyuncuların ve teknik direktörün bireysel çabalarıyla sağlıyor. Ancak kulübün bu başarılarının arkasında dramatik bir tablo bulunuyor. Gaziosmanpaşa'nın ne doğru düzgün bir sahası ne de oyuncularına ödeyeceği parası bulunuyor. Kulüp, TFF'den aldığı parayla ayakta duruyor. Ancak gelen para A takıma verildiğinden, altyapıya hiçbir şey kalmıyor.
Her türlü zorlukların üstesinden gelmesini bilen Teknik Direktör Ercan Serbest'e göre, gençlerin altyapılarda yetişememesinin en büyük sebebi, tesisleşememe problemi. G.O.Paşa'nın idmanına gittiğimizde acı bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Daha 15'inde pırlanta gibi gençler beton zeminde idman yapıyorlardı. Serbest, işte bu yokluklar içinde iki yıl üst üste Türkiye şampiyonu olduklarını, eğer kendilerine imkân verildiği takdirde Avrupa çapında başarıya imza atacaklarını iddia ediyor.
***

Altyapı kulüpleri daha fazla maç yapmalı

Ahmet Talimciler (Sosyolog)Türkiye'de altyapılarda pek çok eksikliğin yanı sıra psikolog ve sosyolog eksikliği de dikkat çekicidir. Özellikle spor psikologlarının sayısının artması ve bu alanın kulüp altyapılarında daha fazla yer almaları sporcuların sağlıklı zihinsel ve bedensel gelişimleri açısından önem taşımaktadır. Ülkemizde özellikle futbol alanındaki bilimsel gelişimler takip edilmesine rağmen sporcuların psikolojik açıdan yaşayabileceği sorunların aşılmasında ve sağlıklı bir ortamda maçlara hazırlanmalarında etkili olabilecek bir alan görmezden gelinmektedir. Türkiye'de alt yapıların en büyük eksikliği insan unsurunu sürekli olarak göz ardı etmemizdir.
Abdullah Avcı (İBB Teknik Direktörü): Türkiye'de 126 tane profesyonel takım bulunuyor. 4 bin tane de lisanslı futbolcumuz var. Aşağıdan 30 bin yeni çocuk yetişiyor. Bu çocuklar, nerede oynayacaklar? Bunu iyi belirlemek gerekiyor. Türkiye'de 17-18 yaşlarındaki gençler yılda 20 maç oynuyor. Bu rakam Avrupa'da 60 maça kadar çıkıyor. Bir kere altyapı kulüplerimizin bu açığı kapatması gerekiyor. Dünyanın hiçbir yerinde, bu kadar az maçın yapıldığı kulüpler bulunmuyor.
Ulvi Güveneroğlu (Beşiktaş Alt Yapı Kordinatörü): Kulüplerimizde altyapıya gereken önem verilmiyor. Bence bu önemli bir konu. A takıma oyuncular çıkarmalılar. Teknik direktörlerin de bu oyuncuları oynatmaları gerekiyor. Altyapılarımızda kaliteli oyuncular bulunuyor. Ancak kulüpler alt yapıdaki oyunculara gerekli önemi göstermiyor. Kulüplerimizde hala bu oyuncu, takımın başarısına katkı sağlamaz düşüncesi hâkim. Takımlar bu düşünceyi aşmadığı müddetçe, ülkemizin kaliteli oyuncular çıkarması mümkün değil.
***

Avrupa'da futbol akademileri ne durumda?

Clairefontaine: Fransa'nın altyapı sisteminin kalbidir Clairefontaine. Bu seçkinler merkezinde yetişen oyuncular, Fransa milli takımının geleceğinde önemli roller üstlenir. Fransa'nın Île-de-France bölgesinin en iyi genç yetenekleri bu akademide toplanıyor. Bölgesinin en iyi genç yetenekleri Clairefontaine'de eğitim alıyor. 13-15 yaş arasındaki geleceğin yıldız adayları merkezde hem okul hem de futbol eğitimi alıyor. Antrenmanların yanı sıra teknik kabiliyetlerin yapılanması için çalışmalar yapılıyor. Merkezdeki birçok genç futbolcu Fransız kulüpleri tarafından izleniyor. Akademinin kalitesi, ortaya çıkardığı Fransız yıldızlar göz önüne alındığında tartışılmaz oluyor.
Clairefontaine'in yetişen yıldızları: Nicolas Anelka, William Gallas, Thierry Henry, Louis Saha, Sébastien Bassong, Jérôme Rothen, Jérémie Aliadière, Jimmy Briand, Philippe Christanval, Franck Dumas, Jacques Faty, Richard Dutruel, Nicolas Maurice-Belay, Issiar Dia.
RENNES altyapısı: Fransa, Avrupa'nın en iyilerinden biri ama Fransa'nın en iyisi var. Rennes takımının altyapısı son 3 yıldır ülkenin en iyisi seçiliyor. Son 5 yıldır altyapıya çok önemli bir öncelik veren Rennes takımı, bunun meyvelerini topluyor. Rennes altyapısının başarısının sırlarından biri, çok geniş bir genç oyuncu veritabanı üzerinde çalışmaları. Ülke genelinde 8 direktör ve 25'e yakın gözlemci Rennes için genç oyuncuları gözlemliyor ve sürekli veri tabanı güncelleniyor. Hafta içi ve hafta sonu maçlarında izlenen oyuncuların nasıl performans gösterdikleri sürekli veri tabanına işleniyor ve Rennes bu gözlemler sonucunda altyapısına küçük yaşlardaki yetenekli oyuncuları katıyor. Rennes altyapısından önceki yıllarda yetişen oyuncular: Mickaël Silvestre, Anthony Réveillère, Etienne Didot, Jacques Faty, Grégory Bourillon, Ousmane Dabo, Stéphane N'Guema Simon Pouplin ve Sylvain Wiltord...
Liverpool Altyapısı The Academy: İngiltere futbolunun en sağlam yapılarından biri Liverpool'ın Kirkby'deki The Academy. Bu okulun son üyelerinden biri ada futboluna damgasını vurmaya hazırlanıyor. Michael Owen, Steve Mc Manaman, Robbie Fowler, Steven Gerrard gibi isimleri çıkaran, bir dönem Wayne Rooney'in de top koşturduğu Liverpool akademisi, en önemli yetenek madenlerinden. Akademi sadece Liverpool'a değil, İngiltere Milli Takımı'nın da futbolcu kaynağı. 3 aşamalı bir eğitim sistemi var. Akademide özellikle burs kazanıp 16-18 yaş arası eğitime alınan futbolculara uygulanan müfredat oldukça yoğun. Kişisel gelişim programları, davranış bilimlerini içeren ve oyuncunun karakterinin gelişimine yardımcı olan dersler, ağırlıklı antrenman programları gibi.
Ajax altyapısı De Toekomst: Dünyanın en fazla tanınan kulüplerinden Ajax, çok başarılı ve popüler. De Toekomst on farklı takımdan 160 gence ev sahipliği yapıyor ve bu gençlere, yaşıtlarının çoğunun sahip olamadığı şartları sağlıyor. Fakat zirveye giden yol oldukça uzun ve zorlu, ayrıca acımasız bir rekabet ortamı çocukları bekliyor. Sadece en iyiler Ajax'ta kalabiliyor, hocalarının gözüne giremeyenler gitmek zorunda. Sürekli genç yetenekleri ortaya çıkartan ve onların birer yıldız olmalarını sağlayan Ajax'ın yetiştirdiği bazı yıldızlar ve oynadıkları takımlar şöyle: Johan Cruyff, Johan Neeskens, Marco van Basten, Frank Rijkaard, Edwin van der Saar, Edgar Davids, Clarence Seedorf, Patrick Kluivert, Frank de Boer ve Ronald de Boer, Dennis Bergkamp.
Zaman gazetesi pazar ekinden alıntı yapılmıştır

14 Ekim 2014 Salı

Futbolun Güzel Hikayelerinden



9 Numarayı giydiğine hala inanamıyor! Rickie Lambert


Hayat bazen umutları son demde yeniden yeşertir. Rickie Lambert’in hikâyesi de tam böyle. 15 yaşında ağlayarak gönderildiği Anfield Road’a, 17 yıl sonra kurtarıcı olarak döndü. Sadece Liverpool değil, gol sıkıntısı çeken İngiltere Milli Takımı da bu aralar kilidi açmak için 32 yaşına merdiven dayayan Lambert’e güveniyor. Liverpool’da efsanelerin ‘9’ numaralı formasını giymeye başlayan Lambert ise şaşkın: “9 numaralı formayı giydiğime hâlâ inanamıyorum!”

Hikâyenın başlangıcı, Merseyside'ın biraz dışındaki 40 bin kişilik kasaba Kirkby'ye kadar gidiyor. Çeşitli fabrikalar ve depolarda çalışan Ray ve Maureen Lambert'in oğlu Rickie, 16 Şubat 1982'de doğdu. Bir 'Scouse' (Liverpool aksanına veya kent kültürüne işaret eden bir sıfat.) olan Rickie, doğal olarak, bölgede doğan her çocuk gibi Liverpool taraftarıydı. Çünkü annesi ve babası da 'hasta' Liverpool taraftarıydı. Hiçbir zaman, hatta mavi renkli forma giydiğinde bile kendisini Everton'a yakın hissetmedi. Anfi eld Road'u her zaman evi olarak gördü. Tüm çocukluğunu, Liverpool efsanesi Kenny Dalglish'i hayran hayran izleyerek geçirdi.
10 yaşına geldiğinde, gideceği adres belliydi. Ayaklarını iyi kullanan, uzun boylu bir çocuktu. Babası onu, elinden tuttuğu gibi, Anfield'daki kulübün antrenman tesislerine götürdü. Tam beş yıl boyunca,Liverpool altyapısına girip bir gün Anfi eld'da KOP tribünün önüne çıkacağı, taraftarın tezahüratlarıyla kırmızı formayı ıslatacağı günün hayalini kurdu. Ancak işler, istediği gibi gitmedi. Zira Liverpool altyapısının sorumluları, Rickie Lambert'i karşılarına alarak yeterince iyi olmadığını ve onun için Liverpool'da bir gelecek görmediklerini söyledi. O günden, sadece gözyaşlarıyla tesisten koşarak çıktığını hatırlıyor.
15 yaşında hayallerini kaybetmiş ve dünyanın sonu gelmişti. Rickie Lambert, o gün için, "Dünyanın sonu olduğunu düşünmüştüm. Ama aynı durumda olan insanlara şunu söyleyebilirim ki, değil. Hatta daha başarılı olmanızı bile sağlayabilir." diyor. Tek istediği kırmızı formayı terleten bir futbolcu olmaktı ve şimdi bazı adamlar, bunun mümkün olmadığını söylüyordu. Yaptığı ilk iş, omzuna Liverpool şehrinin ve takımın simgesi olan yarı Anka kuşu, yarı kartal olan mitolojik Liver Bird kuşunun dövmesini yaptırmak olmuştu. Kararını vermişti. Vazgeçmeyecek ve bir gün bu kapıdan içeri muzaffer olarak girecekti.
Bu amaç için önce futbolun içinde kalması ve bir takıma katılması gerekiyordu. Soluğu, 40km ötedeki Blackpool'da aldı. 16 yaşında, Blackpool'a katıldı. 17 yaşında ise, ilk profesyonel imzasını attı. Ailesi onu destekliyordu ama durumu çok iç açıcı değildi. Trenden indikten sonra antrenmana 40 dakika kadar yürüyerek gidiyordu. Blackpool'un hâlâ başkanlığını yapan Karl Oyston'un gözüne giremediği için, 2000 yılında üç maçta forma giydiği kulübü tarafından serbest bırakıldı. İşler bir türlü istediği gibi gitmiyor, bir türlü aydınlığa çıkamıyordu.
Bir yandan 18 yaşına gelmiş ve ömürleri boyunca çalışan ailesine yük olmaması gerektiğini düşünmeye başlamıştı. Yaklaşık 6 ay, boşta ve parasız gezmişti. Önce takım bulması gerekince, rotasını, evine bir saat uzaklıktaki 4'üncü lig takımı Macclesfi eld Town'a çevirdi. Takımla anlaşmıştı ama antrenmanlara gidebilmek için paraya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine, sabahtan öğlene kadar şeker pancarı işleyen bir fabrikada işe girdi. Konserve yapılan pancar kavanozlarına kapak takarak, günde 20 pound kazanıyordu. Lambert, o günlerini hatırlatanlara, "Olmam gereken kilonun üzerindeydim; vücuduma bakmam gerekiyordu. İnsanların pancar fabrikasında çalışmam hakkında söylediklerini umursamıyorum. Bu, ne kadar yol aldığımı gösteriyor." diyerek cevap veriyor.
Macclesfield'daki ilk sezonunda dokuz maça çıktı ama hiç gol atamadı. Sonraki sezon, hiç fena değildi. Uzun boylu çocuk (188cm), ligde oynadığı 35 maçta 8; FA Cup'taki dört maçta ise iki gol atmıştı. Bedavaya geldiği Macclesfi eld Town'dan bir üst ligde mücadele eden Stockport County'ye kulüp tarihinin rekorunu kırarak, 300 bin pound'a transfer oldu. Şeytanın bacağını kırmıştı. Şimdi kendisini göstermenin sırasıydı. Ama olmadı; ilk sezon oynadığı 32 maçta sadece iki gol buldu. Bir sonraki sezon 40 maçta 12 gol atarak takımı kümede tutan golcü unvanını aldı. Son sezonunda hem kendi hem de takım kötü gitti. Takım küme düşünce serbest kaldı ve kapağı Rochdale'e attı.
Rochdale'de oynadığı üç sezon boyunca çıktığı 68 maçta 28 gol attı. İstatistikleri fena değildi. Maç başına 0,41 gol ortalamasıyla oynamıştı. Ayrıca daha sonra kendisi gibi bir Premier League golcüsü olacak Grant Holt ile etkili bir forvet hattı oluşturmuşlardı. 2006'da, transferin son günü, 200 bin pound'a yine bir 4'üncü lig takımı olan Bristol Rovers'a transfer oldu. Bristol, onun için sıçrama tahtasıydı. Çünkü kulübün hedefl eri daha büyüktü. Bir üst lige çıkmak istiyorlardı ve Rickie Lambert'i bunun için Bristol'a getirmişlerdi. Ligdeki 36 maçta 8 kez ağları bularak takımının play-off finaline çıkmasına yardım etti. Bristol, o yıl finalde karşılaştığı Shrewsbury Town'ı Richard Walker ve Samy Igoe'nin golleriyle 3-1 geçerek 3'üncü lige (League One) yükseldi.
Takım üst lige çıkınca, Rickie Lambert de vitesi yükseltti. 2007- 2009 arasındaki iki sezonda oynadığı 105 maçta attığı 48 gol, yukarılardakilerin olmasa bile aynı ligde hedefi daha yüksek olan takımların dikkatini çekmeye yetmişti. 29 gol attığı 2008-2009 takımında, Simon Cox'la birlikte yılın golcüsü seçildi. 3'üncü lige (League One) düşen Southampton, tekrar Championship'e geri dönmek için iyi bir golcüye ihtiyaç duyuyordu. Geçmişi istikrarsız da olsa son iki sezondaki performansıyla döktüren Rickie Lambert için Bristol Rovers'a tam 1 milyon pound ödediler. Rickie Lambert, 10 Ağustos 2009'da Southampton'a imza atarak 3'üncü ligin en pahalı ismi oldu. Liverpool'a geri dönüşün başlangıcı, bu imzaydı. Lambert, Southampton'daki ilk yılını Şubat'ta MK Dons'a yaptığı hat-trick ile açtı. Daha da güzeli, 28 Mart'ta ailesini gururlandırarak Wembley'de oynayan İngiliz futbolcular arasına katıldı. 28 Mart'ta yapılan ve alt iki lig takımlarının oynadığı League Trophy fi nalinde Southampton, Carlisle United ile karşılaştı. Açılış, 15. dakikada Rickie Lambert'in penaltısıyla yapılırken; ikinci golü de Liverpool'da yine takım arkadaşı olan Adam Lallana attı. Southampton, Carlisle United'ı 4-1'le ezdi geçti. Takım, fi nansal nedenlerle aldığı 10 puanlık cezaya rağmen ligi 7'nci sırada play-off'un sadece bir sıra altında tamamladı. Rickie Lambert, hem yılın takımına girdi hem de tüm takımların taraftarlarınca League One'da yılın futbolcusu seçildi. Sezonu, 58 maçta 39 golle tamamladı.
Ertesi yıl, Southampton'da 50 gol atan futbolcular arasına girdi. Sezonu 21 golle kapadı ama Southampton, onun golleri ve asistleri sayesinde ligi ikinci bitirerek 2'nci lige (Football Championship League) çıktı. Kulüp, Rickie Lambert'le sözleşme yenileyerek golcüyü 2014'e kadar takıma bağladı. Southampton, 2011-2012 sezonunda muhteşem bir işe imza atarak Championship'e yükseldikleri ilk sezonda Premier League'e doğrudan katıldı. Takım, sezonu, 89 puanla şampiyon olan Reading'in sadece 1 puan altında ve 88 puanla tamamladı. Rickie Lambert, forma giydiği 44 maçta 31 gol atmıştı. Daha da önemlisi tam 13 asist yaparak Danny Fox'la birlikte takımın en çok gol attıran ismi oldu. Önce takım arkadaşları Adam Lallana ve Kelvin Davis'le birlikte yılın takımına seçildi. Sonra taraftarlarca 'Sezonun En İyi Oyuncusu' ödülüne layık görüldü. Ancak en güzeli, Championship League'de yılın futbolcusu olmasıydı.
Sıcak su akmayan soyunma odalarından Premier League'e terfi etmişti. 2012-2013 sezonuna müthiş bir giriş yaptı. Southampton'ın Manchester City'yle karşılaştığı ligin ilk maçında Jay Rodriguez'in yerine oyuna girdi ve golünü attı. Attığı bu gol sayesinde, İngiltere'deki dört profesyonel ligde de gol atan küçük ve seçilmiş grubun üyesi oldu. Daha sonra Southampton'ın ilk lig galibiyeti olan 4-1'lik Aston Villa maçında ağlara iki gol bıraktı. Chelsea'ye, Newcastle'a goller attı. Southampton tarihindeki 100 golü geçen yıldızlar kervanına katıldı. Aynı sezon 500'üncü lig maçına çıkarak yine tarihe geçti. Futbolcu olmaz denen ve 38 maçta 15 gol atan bu adamın sözleşmesini Southampton, 2016'ya kadar uzattı.
Geçtiğimiz sezon, Rickie Lambert için muhteşem başladı. Carter ve Maison adında iki oğlu olan Rickie ve Amy Lambert çiftinin üçüncü çocuğu Bella Rose, 8 Ağustos 2013'te doğdu. Ancak ailenin 8 Ağustos'ta yaşadığı tek sevinç, bu kadar değildi. Lambert'lerin babası, hastane santralinin İngiltere Milli Takımı Teknik Direktörü Roy Hodgson tarafından arandığını bildirdiğinde, açıkçası aklına nazik bir tebrikten başka bir şey gelmemişti. Ancak Hodgson, Rickie'yi tebrik etmekle kalmadı. Ona, "Hazırlan, çocuğun olduğu için öbür gün, yani takımdan bir gün sonra kampa katılıyorsun." dedi. Hastane odasındaki sevinç çığlıkları komşuları biraz rahat etse de bu tip sevinçlere alışık olan kadın doğum katındakiler kutlamaya eşlik etti.
31 yaşındaki Rickie Lambert, ilk kez 14 Ağustos 2013'te Wembley'de tam 80 bin İngiliz'in karşısına İskoçya'yı devirecek gol umudu olarak çıktı. Lambert, klasik bir umut taciriydi. Bazen güvenmek or olabilirdi ama kırılma anlarında asla kendisine duyulan güveni sarsmazdı. Tribünde Kirkby'dan dört araçlık konvoyla gelen anne ve babası Ray ile Maureen ve onların arkadaşları da vardı. 67'nci dakikada Wayne Rooney'nin yerine oyuna giren Lambert, topla buluştuğu ilk an olan 70'inci dakikada Leighton Baines'in kullandığı kornere yükselmedi, adeta kule kurarak çıktı ve muhteşem bir kafa vuruşu yaptı. Kendisi de inanamıyordu ama İskoçya'yı 3-2 deviren golü atmıştı. Doğruca gözlerinden yaşlar akarak sahaya bakan annesinin bulunduğu tribünlere koştu. Başarmıştı; futbolda bir geleceğin yok denilen 15 yaşındaki genç adam, ulusun umudu haline gelmişti.
Roy Hodgson, onu ikinci kez, Dünya Kupası elemelerindeki Moldova ve Ukrayna maçları için kadroya çağırdı. 6 Eylül'de 4-0 kazandıkları Moldova maçını attığı golle süsledi. Southampton'a kahraman olarak döndü. Sezon beklediğinden iyi geçti. Rickie Lambert, oynadığı 33 lig maçında 17 gol atan Jay Rodriguez'in ardından attığı 14 golle takımın gol yükünü çeken iki isminden biri oldu. Yine bencil bir golcü olmadığını gösterdi. Orta sahada gol yollarını destekleyen Steven Davis 9, Adam Lallana 7 asist yaparken; Rickie Lambert, arkadaşlarına tam 10 gol attırdı. Kariyerinin 200'üncü golünü de buldu. Sezon sonunda Roy Hodgson Brezilya'ya gidecek Dünya Kupası kadrosuna kendisini dahil edince, sadece şunları diyebildi: "4 yıl önce evde oturup Dünya Kupası izliyordum, şimdi Brezilya'ya gideceğim. Sabırsızlanıyorum."
Bu performansı ona Southampton'da oynarken bile maçlarına taraftar olarak gittiği Liverpool'un kapısını açtı. Liverpool transfer komitesi onu çağırdığında inanamadı. 17 yıl önce kovulduğu aşkı, kollarını açmıştı. Neşeli bir sağlık kontrolünün ardından 4 milyon pound'a imza attı. İmzanın ardından gittiği Brezilya'da sadece 2-1 yenildikleri Uruguay maçının son üç dakikasında oynadı. Ama bu bile yüzündeki gülümsemeyi solduramadı. Bulutların üstünde uçuyordu. Luis Suárez'i Barcelona'ya gönderen Liverpool'un yeni umudu Rickie Lambert'ti. Lambert, sezon öncesi Preston North End ile yapılan hazırlık maçından önce bir kez daha sevinçli bir şaşkınlık yaşadı. Menajer Brendan Rodgers, efsanelerin giydiği '9' numaralı formayı ona layık görmüştü. Lambert, maçtan yaşadığı şaşkınlığı şöyle anlattı: "Kendimi hep 9 numara gibi gördüm. Ben bu tarz bir futbolcuyum ama Liverpool'da bu numarayı giydiğime hâlâ inanamıyorum. Ben bir profesyonelim ve 32 yaşındayım. Duygularımı ahatlıkla kontrol edebiliyorum. Kariyerim boyunca birçok önemli maç oynadım ancak başlama vuruşundan önce hiç bu kadar gerildiğimi hatırlamıyorum. Çok özel bir andı."

Esquire Dergisi'nin Eylül 2014 sayısından alınmıştır.

Riga'da Bize Düşen Yine HÜSRAN !!!

                                 

Bu iş aslında Ozan'ın sebep olduğu penaltıda, Arda'nın bomboş pozisyonda dışarı attığı kafa vuruşunda yada Caner 'in barajı geçip auta giden topunda değil; Borek Dockal 'ın kötü vuruşunda Semih, Mehmet Topal ve Caner in bakışları arasında Tolga 'nın uzanamadığı topta bitmişti. Bunun suçu ne Arda 'nın pozisyonunda penaltı vermeyen isveçli hakem de nede Ozan 'ın faulüne düdük çalıp beyaz noktayı gösteren iskoç hakemde onları tartışmakta boşuna. Bugün futbol bize okkalı bir tokat attı. Yerinizi bilin dedi bize.

Şimdi yapılması gereken ne? Bu başarısızlığı bu yenilmişliği bir fırsat olarak görüp herşeyi baştan başa inşa etmeliyiz. Yep yeni bir Türk futbolu inşa etmeliyiz. İçinde çirkinlikleri barındırmayan sporun doğasına ihanet etmeyen bir Türk futbolu inşa etmeliyiz. 

Doğru bir altyapı sistemi, doğru bir finansal yapı oluşturarak sporun ve futbolun doğrularına ulaşmalıyız. Belki o zaman futbol bizi affeder de bizde bizden üç gömlek altımızda ki Letonya yı yeneriz. 

Bir ülkenin futbolunda ki kaliteyi ne belirler bilmiyorum ama bizim milli takımımızında bu kadar kötü olduğuna inanmıyorum. 

Ha bu akşam kazansak ne olurdu? 

Sanırım hiçbirşey . . . 

13 Ekim 2014 Pazartesi

Haydi TÜRKİYE



Ülkemizde yaşanan şu sıkıntılı günlerde Letonya gibi bir üçüncü sınıf takıma karşı dahi alınacak bir galibiyete Türk halkı olarak çok ihtiyacımız var. Umarım onbir aslan parçası sahada terinin son damlasına kadar savaşır ve alnının akıyla, yüreğimizi ağzımıza getirmeden bu maçı kazanabilir.

Gün birlik günüdür Haydi TÜRKİYEM